Tarihçe

Stenograflık mesleği ve gelişimi

Meclisi-i Mebusan ve Meclis-i Âyan döneminde yerleşmiş bulunan kayıt tutma geleneği 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisinde de devam ettirilmiş; ancak, zaman içerisinde sürat ve verim açısından yetersiz kalmış ve neticede “kısa yazı” anlamına gelen, sözleri söylendiği süratte elle yazabilmeyi sağlayan bir alfabe sistemi olan stenografi Avram Benario adında Yahudi kökenli bir zabıt katibi tarafından Meclise sokularak Meclis tutanakları, bu yeni yazı sistemiyle tutulmaya başlanmıştır. Zaman içerisinde bu da yetersiz kalınca, yine Meclis zabıt kâtiplerinden Ahmet Remzi Varol’un geliştirdiği steno sistemi, parlamento stenosunun esasını oluşturmuş ve bugünkü hıza kavuşulmasını sağlamıştır. 

Stenograflık mesleğinin temelini teşkil eden steno, önceleri sanat okullarında ders olarak okutulmuştur. 1986’dan önce de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders olarak verilmekteyken, şu anda yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ihtiyaca göre belli dönemlerde açılan stenografi kursunda, Tutanak Müdürlüğü eğitmenlerince öğretilmektedir. Son olarak 1992 yılında, Tutanak Müdür Yardımcısının eğitmenliğinde steno kursu verilmiştir; iş yükü fazlalığı dolayısıyla eleman temini için yeni açılan steno kursu da, Tutanak Müdür Yardımcısının eğitmenliğinde halen devam etmektedir. 

Üniversitelerin belli bölümlerinde dört yıllık lisans eğitimini tamamladıktan sonra yapılan yazılı ve mülakat sınavlarını kazanıp, kursa katılmaya hak kazanan stenograf yardımcısı adayları, 1 yıllık steno eğitimi süresince kaide ve 3 kademeli hız sınavları olmak üzere 4 kademeli eleme usulü sınavdan geçirilmekte, bu aşamaları başardıklarında “stenograf yardımcısı” olarak göreve başlamaktadırlar. Göreve başlama tarihinden sonraki iki yıl içerisinde, bir uzman stenografın gözetiminde geçirdikleri çıraklık dönemi ve hizmet içi eğitimlerden sonra yapılan meslekî sınavda başarılı olanlar, stenograflık yeminiyle birlikte “stenograf” olarak görevlendirilmektedirler. Dolayısıyla stenograflık, göreve alınışından yetiştirilmesine, girilen sınavlardan alınan meslek içi eğitime kadar, deyim yerindeyse iğnenin deliğinden geçilerek ulaşılabilen bir kariyer mesleği olma niteliğini her dönemde muhafaza etmiştir.

Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak, zaman içerisinde önce ses kayıt cihazlarının daha sonra da bilgisayar teknolojisinin destek olarak devreye girmesiyle tutanak hizmetlerinin kalitesi ve verimi daha da artmış, deşifre süresi daha da kısalmış; bu sayede, stenograflar, gelişen teknolojinin imkânlarından da faydalanarak, tam, zamanında ve doğru olarak, eskilerin tabiriyle efradını cami, ağyarını mani bir hizmet sunmaktadırlar. Stenograflık mesleğinin gelişmesini, Batı ve doğu gelişme modellerinin harmanlanması gibi görebiliriz. Japon gelişme modelinde olduğu gibi, Stenograflık mesleğinde de, küçük adımlarla devamlı bir gelişme çizgisi vardır; bunun yanında, reformist Avrupa gelişme modelinde olduğu gibi, teknolojinin gelişmesine paralel olarak, stenonun devreye girmesi, ses kayıt sisteminin uygulanmaya başlanması, bilgisayar sistemine geçiş ve son olarak da dijital kayıt sistemine entegrasyon, reform sayılabilecek gelişmeler olarak, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen süreç içerisinde yaşanmıştır.

Yoğun bir çalışma esnasında Tutanak Müdürlüğünün görünümü, aynen bir arı kovanına benzer; Genel Kurula veya komisyonlara gidip gelen, tutanak yazanlar, kontrol edenler, internete atanlar, tutanak dağıtımıyla uğraşanlar, imlâ kılavuzu sözlük karıştıranlar, araştırma yapanlar, bunun yanında tutanak özeti, fihrist ve münderecatla uğraşanlar, öte yanda da idari görevleri yapanlar… Bütün bu işler, işlemler, çıraklık esasıyla alınan uygulamaya yönelik eğitimin teorik bilgilerle pekişmesiyle âdeta içgüdüsel davranışlarla gerçekleştirilmektedir; herkes, neyi, ne zaman, nasıl ve niçin yapacağını gayet iyi bilmekte, sonuçta ortaya konulan ürünün, herkesin azami ölçüde faydalanabileceği mükemmellikte olmasının sağlanması gayesi güdülmektedir. 

Ayrıca, yazımızın girişinde yapılan görev tanımından da anlaşılacağı üzere, Meclis içindeki Genel Kurul, ihtisas komisyonları, araştırma ve soruşturma komisyonları ve yasama faaliyetiyle ilgili diğer toplantılar yanında, yıllardır, zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında da bu hizmet verilmek suretiyle (Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yapılan yargılamalarda ve sıkıyönetim mahkemelerinde) hem adaletin hızlı tecellisi sağlanmakta hem de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yazımına, Parlamlento dışında da, değişik aşamalarda katkıda bulunulmakta, tanıklık edilmektedir.

Stenografların mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri ve hizmet içi ilerlemeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Stenograflık ve Stenografî Kursu Yönetmeliğiyle düzenlenmiştir.

Stenograf olmak ve stenograflık yapmak, hele bu görevi uzun yıllar sürdürebilmek, son derece zor bir iştir. Sorumluluk bilinciyle, dürüstlük, tarafsızlık, üst düzey bir genel kültür, hızlı kavrama ve anlama yeteneği, çabukluk ve soğukkanlılık gibi nitelikleri haiz olarak, fedakârlık içerisinde yürütülen bu hizmet, zaman içinde stenograflarda, diğer meslek mensuplarına göre erken yıpranmaya neden olmakta, oldukça ağır ve kalıcı izler bırakmaktadır.

MİT personeli dışında MİT güvenlik soruşturmasından geçirilen tek kamu görevlileri niteliğini de taşıyan Meclis stenografları, görevlerini, çalışma şartlarındaki ve çalışma ortamındaki bütün olumsuzluklara rağmen, aldıkları mesleki terbiye ve sorumluluğun gereği olarak, fedakârca yerine getirmişler, getirmekteler ve getireceklerdir.